Yaşar Ergin's profilebir YOLGEZER'in anıları ...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    September 14

     
     
     
     
     
     
                                                                                                  !!!HOŞGELDİNİZ!!!
     
      
     
                                                                                                          ....yolgezer....
     
                                                                                                                                                        !!!KUKLAYIM BEN KUKLAYIM!!!
                                                                                                                                                       AMA BİR ŞEYİ UNUTTU BUNLAR!!!
                                                                                                                                                            İPLER KİMİN ELİNDE!!!

    MÜZİK TÜRLERİ VE SİYASET ÜZERİNE….

    Rock, rap,punk,arabesk üzerine…

     

       Aslında müzik türlerini kullananlar siyaset yapmaz !müzik türleri siyasidir zaten… çıkışlarından hepsi bellidir birisi faşizmi öncü almıştır birizi özgürlüğü birisi asiliği birisi kadere karşı çıkışı bu müzikleri uygulayanlardan kaynaklanmaz müzik türlerinin içinde oluşmuştur bu…

     

       Rap ;faşist bir türdür… Rapin eşitliği savunmasını kimse bekleyemez ,rap de herkes zaten ben 1 numarayım, ben en iyiyim der …sözlerindeki anlatış tarzı serttir ,zorla empoze eder düşüncelerini ,küfür ve aşağılamalar kullanılır ve bunlar karşı düşüncenin üzerine yüklenir… saygı yoktur rapte…

     

       Rock ;özgürlüğün müziğidir …asidir ama bu asilikte aşağılama yoktur ,zeki bir şekilde çürütür karşı tezleri .çıkışı kölelerin başkaldırısıdır zaten ama maalesef daha sonra yozlaşıp popülerleşmiştir bu tür asilik gitmiştir… çeşitli dallara ayrılmıştır ve asilik bu dallanma arasında çok küçük bir alana sıkışmıştır

     

       Punk ; müzik önemli değildir punkda yeter ki sözler sisteme karşı olsun… punk bir kültürdür ,punkçılar dikkat çekmekten çekinmez ,farklı giyim farklı tarzları vardır ,kendilerini dışlamışlardır toplumdan …sisteme ,tanrıya , doğaya o an ne hoşlarına gitmiyorsa ona küfrederler ve küfrederken rahattırlar…

     

       Arabesk;punk dünya üzerinde yayılmaya başladığında üzerimizdeki kader inancı yüzünden bizde sadece arabesk yükselmiştir … her şey kadere bağlanmış ve haykırış kadere yapılmıştır bu yüzden punk gelişememiştir türkiyede…

     

    Çok kısa bir yazı oldu aslında kafamı pek toplayamadığım için acele yazdığım bir yazı o yüzden anlatmak istediğimi anlatamamış olabilirim…. önceki yazdıklarım da trajikomik bir şekilde kaybolunca şimdilik bulunması gerektiğine düşündüm ve acele karaladım...

     

     

                                                                                                           ……..yolgezer……

                                                                                            !!!KUKLAYIM BEN KUKLAYIM!!!

                                                                                            AMA BİR ŞEYİ UNUTTU BUNLAR

                                                                                            İPLER KİMİN ELİNDE!!!

    aşk üzerine...

    Aşk… neden herkes bu üç harfi o kadar önemser ve tanım bulmaya çalışır? Bu üç harfin herkese göre değişen bir tanımı yoktur ki,AŞK zaten kendisi tanımsızdır.Aşkın hissettirdiklerine tanımlar yapılır yani aşkı tanımladığını sananlar aslında sadece aşık olduklarında hissettiklerini söylerler.

      

       Aşkın özelliği zaten budur bir tanımı olmaması…

       Kimse ben aşık olacağım dediğinde aşık olmaz…

       Kendini aşık olacağı kişiye yönlendiremez…

      

       Aşk bir anda insanın başına da gelmez aslında… aşk belli bir birikimin ürünüdür; ben aşık oldum galiba dediğinde ise sadece yeni farkına varmıştır yoksa çoktan aşık olmaya başlamıştır.

     

       Tanısı zordur bu hastalığın ; evet bir hastalıktır… herkes yalanlar ben aşık değilim der ben sadece seviyorum der, aşık olmaktan korkar insanlar .aslında bu büyük bir çelişkidir hem aşık olmaktan korkar herkes hem de olmak ister… çünkü aşka bağımlı olarak doğar insan .en temel içgüdü olarak aşk verilmiştir insana .

      

        Kimisinin bundan korkması için büyük nedenleri vardır –reddedilmek ,terk edilmek bunların en yoğun olarak görülenleridir-. Çıkmadan önce aşık olduğunu reddeder çünkü içinden  düşünüyordur ya beni sevmezse ya reddederse… çıkma işlemi flört işlemi başladığında ise daha büyük bir korku başlamıştır bir gün gelir beni terk ederse ben ne yaparım aşkım beni bitirir diye düşünür yine korkar aşık olmaktan.

     

         Peki insan aşık olayım dediği insana aşık olabilir mi ? veya bir kere çıkmaya başladığı insana nasılsa aşık olurum dediğinde aşık olabilir mi? Maalesef  bunun cevabı hayırdır… bir şey hissetmeden başlayan ilişki asla aşka dönüşemez çünkü yalan üzerine kurulmuştur zaten o ilişki sevmediğin halde seviyorum demişsindir en başında ve çok uzun süreli bir ilişki olmaz….

     

        Ya insan bir şey hissettiğini anladığı ama aynı zamanda acı çekeceğinden emin olduğu kişiye aşık olmaktan alabilir mi kendini? Yine hayır… karşındakinin seni arkadaş olarak gördüğünden veya daha da kötüsü hiçbir zaman sevemeyeceğinden emin olsan bile kendine hakim olamazsın .uğraşırsın sevmiyorum dersin ama aşk acı yüzünü göstermiştir başından ve ulaşılamayana bağlanmışsındır ve bu durumda yapılacak en kötü şey başka birini kullanarak unutmaktır o acıyı…

     

       Aşk yönetilmez… yönettirmez kendini… en asi duygu aşkdır ,hiçbir şeyi dinlemez özgür bir duygudur .aşık olmaya başladığınızda yapacağınız en iyi şey oluruna bırakmaktır, siz hükmetmeye çalıştıkça yaşattığı acı artar …

     

    -gece biranın etkisiyle yazdığım bir yazı orjinal haliyle bıraktım...

     

     

              19.06.2005                                                                   …yolgezer…

         

     

                                                                                !!!KUKLAYIM BEN KUKLAYIM!!!

                                                                                AMA BİR ŞEYİ UNUTTU BUNLAR….

                                                                                İPLER KİMİN ELİNDE!!!

    ŞEHİTLER ,KUVAYI MİLLİYE ŞEHİTLERİ

    Şehitler, Kuvayı Milliye Şehitleri,

    Mezardan çıkmanın vaktidir.

    Şehitler, Kuvayı Milliye şehitleri,

    Sakarya’da, İnönü’nde, Afyon’dakiler,

    Ve Aydın’da, Antep’te vurulup düşenler!

    Siz toprak altında ulu köklerimizsiniz.

    Yatarsınız al kanlar içinde.

    Siz toprak altında derin uykulardayken

    Düşmanı çağırdılar,

    Satıldık, uyanın!

    Biz toprak üstünde derin uykulardayız,

    Kalkıp uyandırın bizi!

    Uyandırın bizi!

    Şehitler, Kuvayı Milliye Şehitleri,

    Mezardan çıkmanın vaktidir

    VATAN HAİNİ

    "Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ. 
    Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet. 
    Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ." 
    Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar, üç sütun üstüne, kapkara haykıran puntolarla, 
    bir Ankara gazetesinde, fotoğrafı yanında Amiral Vilyamson'un 
    66 santimetre karede gülüyor, ağzı kulaklarında, Amerikan amirali 
    Amerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti, 120 milyon lira. 
    "Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet 
    Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ." 

    Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz, ben yurt 
    hainiyim, ben vatan hainiyim. 
    Vatan çiftliklerinizse, 
    kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan, 
    vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan, 
    vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın, 
    fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan, 
    vatan tırnaklarıysa ağalarınızın, 
    vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa, 
    ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan, 
    vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa, 
    vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan, 
    ben vatan hainiyim. 
    Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla : 
    Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.

    MEMLEKETİMDEN İNSAN MANZARALARI'NDAN

    Haydarpaşa garında
    1941 baharında
    saat on beş.
    Merdivenlerin üstünde güneş
    yorgunluk ve telâş
    Bir adam
    merdivenlerde duruyor
    bir şeyler düşünerek.
    Zayıf.
    Korkak.
    Burnu sivri ve uzun
    yanaklarının üstü çopur.
    Merdivenlerdeki adam
    -Galip Usta-
    tuhaf şeyler düşünmekle
    meşhurdur:
    "Kâat helvası yesem her gün" diye düşündü
    5 yaşında.
    "Mektebe gitsem" diye düşündü
    10 yaşında.
    "Babamın bıçakçı dükkânından
    Akşam ezanından önce çıksam" diye düşündü
    11 yaşında.
    "Sarı iskarpinlerim olsa
    kızlar bana baksalar" diye düşündü
    15 yaşında.
    "Babam neden kapattı dükkânını?"
    Ve fabrika benzemiyor babamın dükkânına"
    diye düşündü
    16 yaşında.
    "Gündeliğim artar mı?" diye düşündü
    20 yaşında.
    "Babam ellisinde öldü,
    ben de böyle tez mi öleceğim?"
    diye düşündü
    21 yaşındayken.
    "İşsiz kalırsam" diye düşündü
    22 yaşında.
    "İşsiz kalırsam" diye düşündü
    23 yaşında.
    "İşsiz kalırsam" diye düşündü
    24 yaşında.
    Ve zaman zaman işsiz kalarak
    "İşsiz kalırsam" diye düşündü
    50 yaşına kadar.
    51 yaşında "İhtiyarladım" dedi,
    "babamdan bir yıl fazla yaşadım."
    Şimdi 52 yaşındadır.
    İşsizdir.
    Şimdi merdivenlerde durup
    kaptırmış kafasını
    düşüncelerin en tuhafına:
    "Kaç yaşında öleceğim?
    Ölürken üzerimde yorganım olacak mı?"
    diye düşünüyor.
    Burnu sivri ve uzun.
    Yanaklarının üstü çopur.

    Denizde balık kokusuyla
    Döşemelerde tahtakurularıyla gelir
    Haydarpaşa garında bahar
    Sepetler ve heybeler
    merdivenlerden inip
    merdivenlerden çıkıp
    merdivenlerde duruyorlar.

    KEREM GİBİ

    Hava kurşun gibi ağır!! 
    Bağır 
    bağır 
    bağır 
    bağırıyorum. 
    Koşun 
    kurşun 
    eritmeğe 
    çağırıyorum... 

    O diyor ki bana: 
     Sen kendi sesinle kül olursun ey! 
    Kerem 
    gibi 
    yana 
    yana... 

    «Deeeert 
    çok, 
    hemdert 
    yok» 
    Yüreklerin 
    kulakları 
    sağır... 
    Hava kurşun gibi ağır... 

    Ben diyorum ki ona: 
      Kül olayım 
    Kerem 
    gibi 
    yana 
    yana. 
    Ben yanmasam 
    sen yanmasan 
    biz yanmasak, 
    nasıl 
    çıkar 
    karanlıklar 
    aydınlığa.. 

    Hava toprak gibi gebe. 
    Hava kurşun gibi ağır. 
    Bağır 
    bağır 
    bağır 
    bağırıyorum. 
    Koşun 
    kurşun 
    eritmeğe 
        çağırıyorum..... 

    KARLI KAYIN ORMANINDA

    Karlı kayın ormanında
    yürüyorum geceleyin.
    Efkârlıyım, efkârlıyım,
    elini ver, nerde elin?

    Ayışığı renginde kar,
    keçe çizmelerim ağır.
    İçimde çalınan ıslık
    beni nereye çağırır?

    Memleket mi, yıldızlar mı,
    gençliğim mi daha uzak?
    Kayınların arasında
    bir pencere, sarı sıcak.

    Ben ordan geçerken biri :
    "Amca, dese, gir içeri."
    Girip yerden selâmlasam
    hane içindekileri.

    Eski takvim hesabıyle
    bu sabah başadı bahar.
    Geri geldi Memed'ime
    yolladığım oyuncaklar.

    Kurulmamış zembereği
    küskün duruyor kamyonet,
    yüzdüremedi leğende
    beyaz kotrasını Memet.

    Kar tertemiz, kar kabarık,
    yürüyorum yumuşacık.
    Dün gece on bir buçukta
    ölmüş Berut, tanışırdık.

    Bende boz bir halısı var
    bir de kitabı, imzalı.
    Elden ele geçer kitap,
    daha yüz yıl yaşar halı.

    Yedi tepeli şehrimde
    bıraktım gonca gülümü.
    Ne ölümden korkmak ayıp,
    ne de düşünmek ölümü.

    En acayip gücümüzdür,
    kahramanlıktır yaşamak :
    Öleceğimizi bilip,
    öleceğimizi mutlak.

    Memleket mi, daha uzak,
    gençliğim mi, yıldızlar mı?
    Bayramoğlu, Bayramoğlu,
    ölümden öte köy var mı?

    Geceleyin, karlı kayın
    ormanında yürüyorum.
    Karanlıkta etrafımı
    gündüz gibi görüyorum.

    Şimdi şurdan saptım mıydı,
    şose, tirenyolu, ova.
    Yirmi beş kilometreden
    pırıl pırıldır Moskova...

    DÜNYAYI VERELİM ÇOCUKLARA

    Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne
    allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar
    oynasınlar türküler söyliyerek yıldızların arasında
    dünyayı çocuklara verelim
    kocaman bir elma gibi verelim sıcacık bir ekmek somunu gibi
    hiç değilse bir günlüğüne doysunlar
    bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı
    çocuklar dünyayı alacak elimizden
    ölümsüz ağaçlar dikecekler

    DİYET

    Gözlerinizin ikisi de yerinde, Adnan Bey, 
    iki gözünüzle bakarsınız, 
    iki kurnaz, 
    iki hayın, 
    ve zeytini yağlı iki gözünüzle 
    bakarsınız kürsüden Meclis'e kibirli kibirli 
    ve topraklarına çiftliklerinizin 
    ve çek defterinize. 
    Ellerinizin ikisi de yerinde, Adnan Bey, 
    iki elinizle okşarsınız, 
    iki tombul, 
    iki ak, 
    vıcık vıcık terli iki elinizle 
    okşarsınız pomadalı saçlarınızı, 
    dövizlerinizi, 
    ve memelerini metreslerinizin. 
    İki bacağınızın ikisi de yerinde, Adnan Bey, 
    iki bacağınız taşır geniş kalçalarınızı, 
    iki bacağınızla çıkarsınız huzuruna Eisenhower'in, 
    ve bütün kaygınız 
    iki bacağınızın arkadan birleştiği yeri 
    halkın tekmesinden korumaktır. 
    Benim gözlerimin ikisi de yok. 
    Benim ellerimin ikisi de yok. 
    Benim bacaklarımın ikisi de yok. 
    Ben yokum. 
    Beni, Üniversiteli yedek subayı, 
    Kore'de harcadınız, Adnan Bey. 
    Elleriniz itti beni ölüme, 
    vıcık vıcık terli, tombul elleriniz. 
    Gözleriniz şöyle bir baktı arkamdan 
    ve ben al kan içinde ölürken 
    çığlığımı duymamanız için 
    kaçırdı sizi bacaklarınız arabanıza bindirip. 
    Ama ben peşinizdeyim, Adnan Bey, 
    ölüler otomobilden hızlı gider, 
    kör gözlerim, 
    kopuk ellerim, 
    kesik bacaklarımla peşinizdeyim. 
    Diyetimi istiyorum, Adnan Bey, 
    göze göz, 
    ele el, 
    bacağa bacak, 
    diyetimi istiyorum, 
    alacağım da.

    ÇOCUKLAR ÖLEBİLİR YARIN

    ............................
    Çocuklar ölebilir yarın,
    hem de ne sıtmadan ne kuşpalazından
    düşerek te değil kuyulara filân;
    çocuklar ölebilir yarın,
    çocuklar sakallı askerler gibi ölebilir yarın,
    çocuklar ölebilir yarın atom bulutlarının ışığında,
    ne bir santim kemik, ne bir damla kan,
    çocuklar ölebilir yarın atom bulutlarının ışığında
    arkalarında bir avuç kül bile değil
    arkalarında gölgelerinden başka bir şey bırakmadan.
    .................................................

    CEVİZ AĞACI

    Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz, 
    ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda, 
    budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz. 
    Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında. 

    Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda. 
    Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl. 
    Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril, 
    koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil. 
    Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var. 
    Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul'a. 
    Yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım. 
    Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul'u. 
    Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım. 

    Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda. 
    Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

    CEVAP NUMARA DÖRT

    Bu yazı gizli bir din halinde bir nevi Neo-faşist bir ideoloji yaptıkları halde bunu
    ikrardan sakınanlara aittir. Böyle bir halt karıştırmıyoruz, diyenler üzerlerine
    alınmayabilirler.
    Onlar istiyorlar ki
    çift ağızlı baltalarıyla
    yuvarlansın kafalarımız önüne yarın -
    o kara gömlekleri beyaz kordonlu
    golf pantolonlu
    kadroların..
    KARDEŞLER!
    Onlara sokakta rastlarsanız eğer
    ölümü görmüş gibi çevirin başınızı.
    Kirpiksiz sarı gözler gözünüze bakarken
    arkadan sırtınıza bir
    bıçak girebilir...
    Onlar istiyorlar ki
    kara toprağın kalbi durana kadar
    biz pazarda kelepir bir mal gibi satalım
    kafamızın ışığını, gücünü kolumuzun..
    Kadınlarımızı karşılarında oynatalım.
    Ve dumanlanmağa başlayınca
    gözümüzün bakışı,
    yavaşlayınca
    damarlarımızda kanın akışı
    karaya vurmuş balıklar gibi
    köprü altlarında yatalım..
    KARDEŞLER!
    Onlara elleriniz dokunmuşsa eğer
    yedi tas su dökün ellerinize.
    Yırtarak bayramlık gömleğimi ben
    peşkir yaparım size...
    Biz
    ayrı dillerde aynı şarkıyı okuyanlar,
    Biz
    aynı yastıkta yatar gibi
    toprağa başlarını yan yana koyanlar,
    Biz,
    yüzümüzün derisi koyu açık yanmış diye,
    saçlarımız ayrı ayrı boyanmış diye
    barsaklarımızı birbirimizin avucuna dökerek
    birbirimizin gırtlağını dişimizle sökerek
    gebereceğiz...
    Ve kadrolar
    parlatarak
    kara gömleklerinin beyaz kordonlarını
    gömecekler kadife koltuklara
    golf pantolonlarını...
    KARDEŞLER!
    Onların adına benziyorsa adınız eğer
    adınızı değiştirin.
    Vebanın girdiği kapıdan girin
    onların evine atmayın ayak....
    Onlar istiyorlar ki
    çift ağızlı baltalarıyla
    yuvarlansın kafalarımız önüne yarın -
    o kara gömlekleri beyaz kordonlu
    golf pantolonlu
    kadroların......

    BÜYÜK İNSANLIK

    Büyük insanlık gemide güverte yolcusu
    tirende üçüncü mevki
    şosede yayan
    büyük insanlık.
    Büyük insanlık sekizinde işe gider
    yirmisinde evlenir
    kırkında ölür 
    büyük insanlık.

    Ekmek büyük insanlıktan başka herkese yeter
    pirinç de öyle
    şeker de öyle
    kumaş da öyle
    kitap da öyle
    büyük insanlıktan başka herkese yeter.

    Büyük insanlığın toprağında gölge yok
    sokağında fener
    penceresinde cam
    ama umudu var büyük insanlığın
    umutsuz yaşanmıyor.

    BULUTLAR ADAM ÖLDÜRMESİN

    Analardır adam eden adamı
    aydınlıklardır önümüzde gider.
    Sizi de bir ana doğurmadı mı?
    Analara kıymayın efendiler.
    Bulutlar adam öldürmesin.

    Koşuyor altı yaşında bir oğlan,
    uçurtması geçiyor ağaçlardan,
    siz de böyle koşmuştunuz bir zaman.
    Çocuklara kıymayın efendiler.
    Bulutlar adam öldürmesin.

    Gelinler aynada saçını tarar,
    aynanın içinde birini arar.
    Elbet böyle sizi de aradılar.
    Gelinlere kıymayın efendiler.
    Bulutlar adam öldürmesin.

    İhtiyarlıkta aklına insanın,
    tatlı anıları gelmeli yalnız.
    Yazıktır, ihtiyarlara kıymayın,
    efendiler, siz de ihtiyarsınız.
    Bulutlar adam öldürmesin. 

    BU VATANA NASIL KIYDILAR

    İnsan olan vatanını satar mı? 
    Suyun içip ekmeğini yediniz. 
    Dünyada vatandan aziz şey var mı? 
    Beyler bu vatana nasıl kıydınız? 

    Onu didik didik didiklediler, 
    saçlarından tutup sürüklediler. 
    götürüp kâfire : «Buyur...» dediler. 
    Beyler bu vatana nasıl kıydınız? 

    Eli kolu zincirlere vurulmuş, 
    vatan çırılçıplak yere serilmiş. 
    Oturmuş göğsüne Teksaslı çavuş. 
    Beyler bu vatana nasıl kıydınız? 

    Günü gelir çarh düzüne çevrilir, 
    günü gelir hesabınız görülür. 
    Günü gelir sualiniz sorulur : 
    Beyler bu vatana nasıl kıydınız? 

    BİR KIZ VARDI JAPONYADA

    Bir kız vardı Japonyada
    ufacık, tefecik bir kız,
    Bir bulut vardı dünyada
    işi: öldürmekti yalnız.

    Bu bulut bu kızcağızın
    öldürdü nineciğini,
    külünü göğe savurdu,
    sonra, yine apansızın
    gelip babasını vurdu,
    sonra da kızın kendisini.
    Ve doymadı ve doymadı
    yeni kurbanlar arıyor.
    Atom ölümüdür adı,
    karanlıkta bağırıyor.

    Büyük bir birlik kuralım,
    canavarı susturalım.
    Savaş cengine gidelim,
    canavarı yok edelim.

    BEYAZIT MEYDANI'NDAKİ ÖLÜ

    Bir ölü yatıyor 
    on dokuz yaşında bir delikanlı 
    gündüzleri güneşte 
    geceleri yıldızların altında 
    İstanbul'da, Beyazıt Meydanı'nda. 

    Bir ölü yatıyor 
    ders kitabı bir elinde 
    bir elinde başlamadan biten rüyası 
    bin dokuz yüz altmış yılı Nisanında 
    İstanbul'da, Beyazıt Meydanı'nda. 

    Bir ölü yatıyor 
    vurdular 
    kurşun yarası 
    kızıl karanfil gibi açmış alnında 
    İstanbul'da, Beyazıt Meydanı'nda. 

    Bir ölü yatacak 
    toprağa şıp şıp damlayacak kanı 
    silâhlı milletimin hürriyet türküleriyle gelip 
    zaptedene kadar 
    büyük meydanı. 

    AÇLIK ORDUSU YÜRÜYOR

    Açlık ordusu yürüyor 
    yürüyor ekmeğe doymak için 
    ete doymak için 
    kitaba doymak için 
    hürriyete doymak için. 

    Yürüyor köprüler geçerek kıldan ince kılıçtan keskin 
    yürüyor demir kapıları yırtıp kale duvarlarını yıkarak 
    yürüyor ayakları kan içinde. 

    Açlık ordusu yürüyor 
    adımları gök gürültüsü 
    türküleri ateşten 
    bayrağında umut 
    umutların umudu bayrağında. 

    Açlık ordusu yürüyor 
    şehirleri omuzlarında taşıyıp 
    daracık sokakları karanlık evleriyle şehirleri 
    fabrika bacalarını 
    paydostan sonralarının tükenmez yorgunluğunu taşıyarak. 

    Açlık ordusu yürüyor 
    ayı ini köyleri ardınca çekip götürüp 
    ve topraksızlıktan ölenleri bu koskoca toprakta. 

    Açlık ordusu yürüyor 
    yürüyor ekmeksizleri ekmeğe doyurmak için 
    hürriyetsizleri hürriyete doyurmak için açlık ordusu yürüyor 
    yürüyor ayakları kan içinde. 

    Denizlerin THKO Davası Savunması'ndan;

    Türkiye’nin bağımsızlığından başka bir şey istemedim. Bundan dolayı da ölümden korkmuyoruz. Ve ben 24 yaşındayken kendimi Türkiye’nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum. Bizlerin tek özlemi tahsil sırasında bulunmamıza rağmen Türkiye’nin bağımsızlığıdır. Biz hiçbir zaman bütün çabamıza rağmen Türkiye’nin bağımsızlığını temin edemedik.



    Biz 50 sene evvel Kurtuluş Savaşı vermiş bir ülkenin çocukları olarak Kurtuluş Savaşı’nın gerçek tahlilini yapmaya her zaman için muktediriz. Biz yine çok iyi biliriz ki Türkiye Kurtuluş Savaşı’nı yapmak için Samsun’a çıkanlara İstanbul örfi idaresince ve mahkemelerince idam cezası verilmiştir. Ve yine bilmekteyiz ki, Osmanlı İmparatorluğu yüzlerce generalinden ancak birkaç tanesi Kurtuluş Savaşı’na iştirak etmiştir. Ve yine bilmekteyiz ki Kurtuluş Savaşı yapıldığı sırada İstanbul’da bulunanlar bunları yapanlara eşkıya demiştir.



    1950 tarihinde Amerikan emperyalizmi iktidara geldi. Demokrat iktidar 27 Mayıs 1960’da tarihe gömüldü. Demokrat Parti gitti, bunun gitmesiyle tellaklar değişmedi. 27 Mayıs’ı kastetmiyorum, bundan sonrasını kastediyorum. Hamam aynı fakat bu defa da tellaklar değişti. Amerika bu dönemde imdada yetişip İnönü’yü düşürdü, Demirel’i iktidara getirdi.



    Mustafa Kemal’e gerçekten sahip çıkanlar varsa onlar da bizleriz



    Öğrenci hareketlerine gelince, Türkiye’de öğrenci olayları 50–60 senedir eksik olmamıştır. Sultan Hamit’in Tıbbiye talebelerini Sarayburnu’ndan denize attığı tarihten itibaren öğrenci hareketleri Türkiye’de devam edegelmiştir. İkinci Dünya Savaşı sırasında faşizme hayır diyen gençler ilerici gençlerdi. Ve 28 Nisan 1960 tarihinde özgürlük savaşı veren gençlerdir. Amerikan emperyalizmi tarafından İnönü hükümetten düşürüldüğünde protesto gösterisi yapan gençler ilerici gençlerdir. Anayasa’ya Bağlılık Mitingi’ni de bizler yaptık. O günün mitinginde iktidarın kiralık adamlarından ve polisinden dayak yiyen de gene bizlerdik.



    1968 senesine gelince, üniversiteler öğrenciler tarafından işgal edildi. İşgalleri gayet meşru idi ve kürsü ağaları dahi bu işgallerin haklılığını hiçbir zaman inkar edemedi. Aynı yılın Temmuz ayında Amerikan Filosu’na karşı gösteri yapanlardan Vedat Demircioğlu polis tarafından hunharca öldürüldü. İktidarın kiralık kuvvetleri ve polisi hunharca devrimcilerin üzerine saldırdı. 20’ye yakın devrimci öldürüldü. Bunların hiçbirinin katili bulunamadı. Polis karakolları işkencehane haline getirildi. Hiçbir savcı buna karşı çıkmadı. Fikir özgürlüğünü ve Anayasa’yı paravan yapanlar “önceden Atatürkçü geçinirken O’nun fikir ve şahsiyetini de küçük görmeye başladılar, sadece Mustafa Kemal tarafını beğeniyorlardı.” suçlamasını kesin olarak reddediyorum ve asla kabul etmiyorum. Diğer yurtseverler de bunu kabul etmez.

    Gerçekler örtülmek isteniyor. Mustafa Kemal’e gerçekten sahip çıkanlar varsa onlar da bizleriz. Onun İstiklal-i tam prensibini ve onun istiklal-i tam Türkiye idealini yalnızca biz devam ettiriyoruz.



    Anayasa’yı en fazla savunan bizleriz



    İddianame’de bizim Anayasa’yı cebren ilgaya teşebbüs ettiğimiz ileri sürülmektedir. Öteden beri arzetmiş olduğum gibi, bu ülkede Anayasa’yı en fazla savunanlar bizleriz. Anayasa’yı ihlal edenlerse ortadadır. Anayasa’nın uygulanmasını isteyen gene bizleriz. Anayasa’yı uygulamayan yavuz kimselerse hâlâ ortadadır. Ve yine o kişiler bizim kellemizi istemektedirler. Bile bile iddia makamı bizim Anayasa’yı ilgaya teşebbüs ettiğimizi ileri sürmektedir.



    İddia makamı bizim vermekte olduğumuz Bağımsızlık Savaşı’na karşıdır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na karşı, reformlara karşı ve bu nedenle bizim Anayasa’yı ilgaya teşebbüs ettiğimizi ileri sürmektedir. Çünkü Süleyman Demirel hâlâ ortada gezmektedir. Kudreti yetiyorsa Süleyman Demirel hakkında aynı şekilde dava açsın, onlar 36 milyonluk ülkenin bütün yükünü 20 gencin üzerine yıkmaya alışmışlardır.

    Amerika sizin döneminizde ülkeye girdi ve hiçbiriniz sesinizi çıkarmadınız



    Bizi bağımsız bir ülkenin çocukları olmaktan mahrum eden hepiniz dahil sizlersiniz. Çünkü Amerika sizin döneminiz sırasında Türkiye’ye girdi ve hiçbiriniz sesinizi çıkarmadınız. Ve Demokrat Parti iktidarına 10 yıl ses çıkarmadınız. Ta ki 38 yurtsever subay ses çıkarana kadar ve onları devirene kadar. Ve bugün aynı savcılar bu şahıslar hakkında da idam kararı istemektedir. Süleyman Demirel’in Anayasa’yı ihlaline ve despotizmine ve ülkeyi Amerika’ya satmasına ses çıkarılmadı.



    Ve meydanlarda bunlara karşı bizler dövüşmek zorunda kaldık, bizler kurşunlandık. Ve sonunda idam isteğiyle buraya getirildik

    Bizim düşmanımız Amerikan emperyalizmi ve yerli işbirlikçileridir.



    Dediğim gibi Türkiye’yi bu hale getiren eski yöneticilerin bütün suçları bize yüklenmek istenmektedir. Bütün eski idarecilerin suçu bize yükletilmek istenmektedir.



    Türkiye’nin bağımsızlığından başka hiçbir şey istemedik ve hayatımızı bu yola koyduk. Varlığımızı Türkiye halkına armağan ettik. Bunun aksini iddia edenler vatan hainidir. 12 Mart Muhtırası muvaffak olmasaydı bizi itham eden makam onları da aynı şekilde itham ederdi. Buna da kanaatim tamdır. 12 Mart Muhtırası Anayasa’nın uygulanmadığını iddia etmektedir ve parlamentoyu açıkça suçlamaktadır.



    Biz stratejik olarak düşüncelerimizi hiçbir zaman saklamayız. Hangi şartlar altında olursak olalım bunu açıkça söyleriz. Düşüncelerimizi mezara kadar götürürüz. Nasıl burada namluların ve dipçiklerin gölgesi altında konuşuyorsak düşüncelerimizi her zaman açıkça ifade ederiz. Bizim Anayasa’yı ilgaya teşebbüs gibi bir kastımız bulunsaydı, bunu da burada açıkça söylemekten çekinmezdik. Bizim böyle bir amacımız yoktur.



    Bizim düşmanlarımız Amerikan emperyalizmi ve onun yerli işbirlikçileridir. Yani emperyalizm ile işbirliği yapan patronlar, feodal mütegallibe yani bezirgânlar, tefeciler, toprak ağaları ve diğer işbirlikçileri ve bizim bütün eylemlerimiz bu hedefe yönelmiş bulunmaktadır. Bunun dışında başka bir hedefimiz yoktur.



    Milyon metrekare vatan toprağı işgal altındayken mili bütünlüğü bozmakla suçlanıyoruz



    Bizim kişi güvenliğini, mülkiyet hakkını, egemenlik ilkelerini, milli bütünlüğünü bozmak için harekete geçtiğimiz iddiaları vardır. Kişi güvenliğini ihlal edenler kimlerdir. Bunu evvela tespit etmemiz lazım. Karakollarda işkence gören bizler olduk. Meydanlarda kurşunlanan yine bizler olduk. Bakanların emriyle hapishanelere atılan bizler olduk. Buna rağmen kişi güvenliğini bozan olmakla itham ediliyoruz. Yukarıda anlatılan asıl kişi güvenliğini bozanlar ise serbestçe meydanlarda dolaşmaktadır.



    Mülkiyet hakkını ortadan kaldıracağımız iddia ediliyor. Bizatihi Anayasa mülkiyet hakkını toplum yararına kısıtlamıştır. Mutlak mülkiyet hakkı tanımamıştır. 50 köye sahip bir toprak ağasını anayasamız kabul etmemiştir. Egemenlik ilkelerine karşı çıkanlar halkın sırtından geçinenlerdir.



    Ayrıca milli bütünlüğe karşı çıkmakla da suçlanıyoruz. 101 tane Amerikan üssünün bulunduğu ülkede bizim milli bütünlüğü bozmak istemekle itham edilmemiz gülünç olmaktadır. Milyon metrekare vatan toprağı işgal altındayken bizim milli bütünlüğü bozmakla suçlanmamız gülünçtür.



    21 yılın hesabını 21 gençten sormak istiyorlar



    Mustafa Kemal sağ olsaydı bugün çok şaşırırdı. İddianame baştan beri sırf kelle istemek maksadıyla hazırlanmıştır. Şeklen de hukuk mantığından mahrumdur. Hukuki kıymet ve değerden mahrumdur. 21 yılın hesabını 21 gençten sormak maksadıyla ve suçluların telaşı içerisinde hazırlanmış bir iddianamedir.



    Ben şunu iddia ediyorum ki, hareketimiz tamamen Anayasal bir harekettir. Anayasa’nın başlangıç ilkesinde belirtilen ulusun zulme karşı direnme hakkını kullandık. Bu sebeple Anayasal bir davranışta bulunduk. Yaptıklarımızın haklı olduğuna inanıyorum. Halen de bu inancı taşıyorum.



    Türkiye’nin bağımsızlığından başka bir şey istemedim. Ve bu sebeple Amerikan emperyalizmine ve işbirlikçilerine karşı mücadele verdik. Bundan dolayı da ölümden korkmuyoruz. Onu ancak işbirlikçiler düşünsün. Ve ancak onlar kendi canının telaşına düşsün. Ve ben 24 yaşındayken kendimi Türkiye’nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum. Bu bağımsızlık düşüncesini mezara kadar götüreceğiz.